|
|
|
|
TÜRKİYE'NİN İLK VE TEK PAPAĞAN DERGİSİ |
|
|
|
| |
|
|
 |
İnsanın Yaşam(a) Sınavı |
| |
|
| |
“Dünyadan insanı kaldırsan, doğa kendini yeniler ve emin ol kendine yeter” İnsan olduğum için utanıyorum diye iç geçirmişti. Sinirleri de epey yıpranmıştı, kendini rüzgara vermiş, ağlamamak için direnmişti.. İnsan diyordu, insan olmak(!) Bu bir şans mıdır? Düşünme, idrak etme, anlama, anlamlandırma, seçme, seçilme (!) her hakkın sahibi.. Ve her haksızlığın başrol oyuncusu.. Doğayı tahrip eden insan! Doğanın içinde barındırdığı her canı düşüncesizce katleden insan! Savaşları icat eden, insanı insana düşman eden yine insan! İnsan olduğum için utanıyorum..!? demişti.. Ve gözyaşları içinde sormuştu; Sen hiç gördün mü Aşk adına bir kuşun bir başka kuşun kafasını koparttığını? Bir köpeğin bir başka köpeği boğazladığını? Ama insan aşık olduğunu vuruyor.. Kafasına silahı dayıyor ve tetiğe basıyor. Duydun mu, aşık olduğu kızı öldürdü geçenlerde bir genç!.. Benim değilsen başkasının da olmayacaksın!?.. İşte zihniyet bu.. Ve onyedi yaşında.. Daha onyedi.. Sence ne yaşamıştır? Ne kadar aşkı anlamlandırmıştır? Ve nedir, elindeki tetiğe basmasını sağlayan? On yedi yaşında bir gencin düşüncesini anlat bana.. Anlatabilir misin? Anlatamazsın(!) ……… İnsan neye kızacağını bile şaşırırken bazen, kötü düşüncelere dalıyor nedense.. Suçlayabilir misin bir çocuğu? Kimi suçlayacaksın peki? Suç ne? Suçlu kim? Doğa kendini yeniler. Doğa kendini besler.. Kendi dengesinin içinde, doğadaki her canlı, yaşamı sürdürülebilir bir güzelliğe sürükler.. Ama insan, insan olduğu sürece yaşamı anlamlandırma uğruna katledecek.. Doğayı katledecek, karşısındaki insanı katledecek.. Hatta an olacak kendine bile kıyacak.. Kendinden vazgeçecek.. İnsanoğlu kendi sonunu hazırladığını da sonunda öğrenecek.. Her şeyi bildiğini sanan insanoğlu, aslında hiç bir şey bilmediğini öğrendiği gün zaten son dediği yere de gelmiş olacak.. Ve merak ediyorum dedi.. Toprak insanı affedecek mi? Küresel ısınmanın ve yaşanacak felaket senaryolarının başrolünde kim var? Ağaçlar kesiliyor.. Denizler kirletiliyor.. Soluduğun hava da artık değişiyor.. Masumiyetimizi kaybediyoruz.. ……… Aslında hepimiz masum gelmiyor muyuz? Bir bebeğin içindeki kötülüğü tarif edebilir misin bana? Yeni doğan canın içinde, özünde yatan bir şeytan düşünebilir misin? İyi ve kötüyü de yine insan olma yolunda biz mi var ediyoruz yoksa!? İçimizdeki melek ve şeytanı seçme ve yönetme hakkını mı kullanıyoruz!… Peki, neden hep kaybediyoruz? Sustu sonra. Gözündeki yaşları silerken “su damlası olmak isterdim” diye fısıldadı..Varlığımı şu şelaleye karışan bir damlaya değişmek isterdim. Manavgat şelalesi bütün gösterişiyle çağlıyordu. O ise yanımda durmuş ağlıyordu. “Su damlası olmak var, duru”.. Çağlayana karışıp denize kavuşmak, buharlaşıp yeniden yağmak, yağmurla toprağa kaymak.. Topraktan can olmak. “Bilir misin?” dedi.. Su asla yok olmaz. Bakma insanı terk ediyor bu aralar, ihanetinin bedelini ödetecek belki de insana.. Bak eskiden bu şelale de bile su daha çok çağlayarak akardı. Şimdi ağlayarak akıyor.. O da insana ağlıyor. Ama bil ki su kaybolmaz.. Oysa insan bir kayboluşa doğru akıyor.. …….. Manavgat şelalesinin güzelliğini izliyordum.. Gözyaşları suya karışırken, insanın güzelliğini görüyordum.. Ve insanın çirkinliğini… Melek ve Şeytan’ın sınavıydı sanki insanın yolculuğu.. Melek de sen.. Şeytan da sen.. İnsanlığını hangisiyle yücelteceksen O’sun sen………. Peki kimsin sen? Kimim ben? KİM..! “Bir su damlası olmak isterdim” dedi, duru…… ……..
denizz_ozgur@yahoo.com EDİTÖR: Deniz ÖZGÜR |
| |
|
| |
Okunma : 1998 Kez |
| |
|
|
|